O kadar güzel ki ağlamak istiyorum!
Keşke içimdekileri dışavurabilmemin bir yolunu bulabilseydim... Oysa tek yapabildiğim hissetmek.
Görüyorum, içimde birşeyler uyanıyor ancak tarif etmekten acizim. Yok ki dağarcığımda öyle süslü kelimeler, anlatabileyim. Gördüklerim çok güzel; sanıyorum ki benden başka kimse görmüyor. Bu kendimi yüceltmek adına söylediğim bir söz değil, sadece öyle hissediyorum. Sonra gözyaşları hücum ediyor işte, anlatamıyorum ve analatamadıkça ağlamak istiyorum. Güzelliğe karşı tepkim bundan öte gidemiyor. Oysa gördüklerimi bana hissettirdikleri biçimiyle betimleyebilmek isterdim.
20091206
20091122
Volume 31
Hiçbirşey görmek istemememden mütevellit gözlerimi kapatıyorum. Kapattığımda istiyorum ki hayatım ya da hayallerim bir film şeridi gibi geçsin gözlerimin önünden. Nafile... Ne gözlerimin önünde ne de zihnimde belirip berraklaşan hiçbir şey yok. Koca bir boşluk sadece. Sanırım zihnim boş, bomboş demek isterdim ama doğru değil. Boş olan hayatımın kendisi. Boşluk benim hayatımı tanımlayan kelime, doğrusu bu!
Oysa ezelden böyle değildi. Her zaman böyle olmazdı gözlerimi kapattığımda. Önceleri birşeyler berraklaşır ve akışa geçerdi. Kimi zaman bana dair, kimi zaman da hayata dair. Bilirsiniz, çocuklar ve ilk gençlik yıllarını yaşayanlar hayatın merkezine kendilerini koyarlar. Ondan olsa gerek hep bir hayalcilik hakimdir yaşamlarına. Kah bir kahraman olurlar hayallerinde kah bir serüvenci. Bitmek bilmez zihinsel yolculuklar. Hatta çocuklarda bu öyle bir haldedir ki ne olsa kendilerinden bilirler. Etraflarında olan biteni kendileriyle öylesine ilişkilendirirler ki ara ara çok yoğun suçluluk duygusuyla baş etmeleri gerekir. Her neyse anlatmaya çalıştığım bu değildi.
Kapalı gözlerim ve hiçbir şey yok. Hiçliği tanımlamak da zor ya... Herşey bir tanımlamayla başlıyor öyle değil mi? Önce tanımlamak zorundayız ki sonrasında tasvire kalkışabilelim. Mesela önce viraneyi tanımlamam gerekir ki hayatımın viraneliğinden dem vurabileyim. Yoksa ne anlamı olurdu "hayatımın viraneliğinde sarhoş geceler geçirip duvar köşerinde sızıp kaldım" demenin. Anlamsızlığa hapsolmamak için tanımlamak gerekir. Ancak ben pek hoşlanmam mutlak surette tanımlamalardan. Bana göre herşey kendi değişkenliği içine hapsolmalıdır sadece. Öyleki her türlü değişimi kendi evrimsel sürecinde yaşasın ve bizler her defasında şaşırıp kalalım bu kavramsal kargaşa karşısında. Ama hayat böyle değil işte. Hayat öylesine iflah olmaz bir benzeticidir ki sizi mutlaka tanımlamalara en azından benzetmelere zorlar. Yoksa ürkek kalır herşey karşınızda. Tanımlanamayan size dairse korkulan da size dair olacaktır. Böyle işte tabiatın işleyişi, neylersin. Çok sevdiğim bir fıkra var bununla ilgili, anlatayım:
2 arkadaştan birisi birşey bulur ve diğerine gösterir: "Bu ne sence?" der, "ben bilemedim." O da bakar bakar ve sonra, "atalım suya, yüzerse balıktır, yüzmezse ölü balıktır" der.
Bu basit fıkradaki gibi, herşey tanımlanmak zorundadır, doğru olmasa bile tanımlamalar.
20091116
Subscribe to:
Posts (Atom)
